Bu Ne Hal?


Oturmuşum terminalin bir köşesine,
bağlarından koparılmış bir papatya misali bükük bir boyunla…
Hem gövdemden koparılmışım hem sularım beni terk eylemiş…
Oyuncağını kaybetmiş altı yaşında bir kız çocuğunun hüznüyle seyreyliyorum gelip geçenleri.
Ve gözlerim yerlerde arıyor yitirdiğimi çocuk hüznüyle…

Üşüyorum.
Bedenimden titreme geçiyor.

Sağda solda çaycıların bağırtısı, kırılan bardakların şangırtısı ve telefon sesleri var.
Susuyorum.
Çünkü konuşmak boşuna.
Kelimeler düğüm düğüm boğazımda ancak ne yutabiliyor ne çıkartabiliyorum.
Kusmak gibi olsa şu an için konuşmak.
Kussam ve yeniden sussam.

Aksime bakıyorum mağaza camından.
Bezgin, solgun, kararsız, dağınık…
Aksim bana “Bu ne hal?” diyor.
Konuşamıyorum.
Anlıyor.

Kalemim kalıyor yalnızca gördüğüm,
elimden düşmekte olan…
Açılan kapılar aksimi bir var bir yok ediyor.

Süzülen yapraklar gibi can atarken toprağa kavuşmak için
savruluyorum.
Humus olmak,
belki yüzlerce yıl sonrası için fosil olmak,
bir işe yaramak velhasıl…
O da uçup gidiyor elimden.
Ben uçuyorum…

Sızlıyor kaval kemiklerim.
Küçük ve afacan bir çocuk gibi koşturmaktan başka bir şey yapmıyorum.
İçimde bir yerlerde çok yorulmuşum.
O yeri bulamıyorum.
O yerde kaybolmuşum.

19.07.2007

Hiç yorum yok: