Bu da bitecek bütün kitaplar gibi dediğin. Bunun da sonu gelecek dediğin. Ve gelir de nihayetinde. Bilirsin işte. Bilmişsindir hatta. Bilmek acıtır oysa. Bilmiş olmak acıtmaktadır o an. Nedir bu dersin kendine. Ya da neydi bu. Ama hiçbir zaman öğrenemezsin. Aslında öğrenmek değil de anlayamamaktır yaşadığın. Çünkü öğrenmişsindir de yordayamamaktasındır. Kaçarsın kendinden. Elinden geldiğince. Hemen dışarı atarsın kendini. Cici arkadaşlarının yanına. Sakınmak için kendini düşüncelerinden. Onlarla yalnız kalmamak için mücadele edersin ölesiye. Ordadırlar ama görmemeye çalışmaktasındır. Bu gayeyle kendini yorar uyursun. Uyur musun? Uyur gibi yaparsın ya da. Ya da uyuyamazsın. Hemen sarılacak başka meşgaleler bulursun. Ararsın. Önce bulamamışsındır. Evde bir tur atar, eşyalara bakınırsın. Buzdolabını açar kapatırsın, zamanı midenle doldurmak istersin. Miden dolunca zaman geri döner. Düşünceler askıdan inmeye başlar. Hemen kaçarsın yeniden. Gecenin geç vaktidir. Arayacak gerçek dostlar da yoktur aslında. O saatte kimi arasan tersler kesin. Hemen bir düşünce daha eklenir hayatta kimim var ki zaten benim gibilerden. Korktuklarına bir yenisi daha eklenir. Televizyon yardıma yetişir oradan. Kımızı düğmesi sinyal göndermiştir beynine. Kumandayı bulma telaşıyla, şimdi unutacağım sizi sırıtışı yerleşir yüzüne. Kanepedeki yastıkları kıvama getirme işi de çalmaktadır zamandan. Aslında zamandan sayılmayan uzatmalardır ama bilinmezden gelinir. Kanallar ki milyonlarcası vardır elinin altında, sırayla geçilir hemen, hiç birinden bir düşünce esinlenmeye zaman bırakılmaksızın. Yalnızca sayılar görülür ekranda ve de adları kanalların. Matematiğe yorarsın bütün beyni. Zaman hızla akmaktadır sanırsın, oysa kanallar listesi hepi topu üç dakikanı alır bilirsin. Yine de baştanbaşa tekrar tekrar yastıklarına gömülür gözkapaklarına lanet edersin içten içe. Ama bunu bile düşünmek istememektesindir. “Hiç düşünce” dersin kendine oyuncak ayınla konuşur gibi. Sanki ona laf atıp gevezelik yapmak ister gibi. Issızlık da canını sıkmaya başlamıştır, delmeye çalışırsın. Gidip klimayı da açarsın bunalmışsındır hem de ses olsun istersin. Yalnızca dört saniyelik karelerle zaman doldurulan televizyondan medet umarak yine yapıştığın kumandaya daha sıkı sarılır bir program ararsın beyni uyuşturmak üzerine ki çoğu o işe yaramaktadır aslında. Zamanı atlatmışsındır işte o bir kaç karede. Unutmuşsundur gerçekten. Neyi ve niye unutmak istediğini hatırlatacak bir şey çıkıncaya kadar. Unutmak gibi olmaz ama. Çünkü gözünü ayırsan ekrandan hatırlarsın ıssız ve boş evdeki yankılarından renklerin. Evde durarak olmayacağını anlarsın bu işin. Hemen evden çıkmalısındır. Atlarcasına kalkarsın kanepeden. Kapatmayı bile unutarak aptal kutusunu. Hemen kıyafet seçimine başlamak düşüncesi yerleşir, zamandan daha da çalabilmek için. İşe de yarar hani. Dolap geniştir, içinde kaybolasıya. Ama dolaptaki bütün ıvır ve zıvır kardeşler hatıra kokmaktadırlar diye bir düşünce geçer bir zaman sonra uzak köşesinden beyninin. Düşüncenin saatteki hızının üç yüz km olması bile onu göz ardı edebilmeni sağlamaz. Elinde kalmış ve henüz denenmemiş, denenmiş de olabilir ilk kıyafeti suratına bastırarak bir ağlama nöbetine tutulursun. Hayır hayır, ağlamamalısındır. Kıyafetteki gözyaşlarını terk ederek, üzerinde ne varsa onunla çıkarsın, ya da ilk bulduğunla giymek için odaya en uzak olan noktadan. Ya bir ceket eskilerden, ya bir kapüşon. Anahtarları unutmak isteyerek unutmama telaşına düşer ve cebine atarsın, televizyonun geride bıraktığı değişken ışığından kaçarcasına. Evin dışındasındır. Temiz hava önce bir hissettirir kendini, gözyaşlarının yol yaptığı şeritlerde yanaklarındaki. Ağzına soğuk hava dolar. Bir buğu salıverir ve hayat ne güzel diye düşünürsün saçmaladığının farkına varana kadar geçen iki saniyede. O an hayatın güzelliği senin için bir çıkmazdan başka nedir ki? Hızlı adımlarla ilerlersin. Kafanı dinleyebileceğini düşündüğün bir yer bulmaktır telaşının nedeni. Amacın yalnız kalmaktır. Sanki evdekinden farklı bir şeymiş gibi. Oysa için için kalabalığa karışıp unutmak derdindesindir de kendine itiraf etmek zor gelmektedir. Ama yok aslında zaten düşünmüşsündür bunu. Ama o saatte arayacak kimsen olmadığını düşündüğün de gelir aklına hemen. Tekrar ve tekrar ve tekrar yıkılırsın. Gözyaşların, rüzgârın silmek üzere olduğu yolları tekrar tazeleyerek yanaklarındaki, dudaklarına kadar iner ve oradan çenene geçerek yerçekimine yenik düşerler. Bunu düşünmezsin ama olayların paralelinde gerçekleşir. Kanının akması ya da düşüncelerin sürekli kafanda cirit atması gibi. Hatta nefes alman, yürümen kadar doğal bir durumdur. Farkında olmadan işleyen bir çarktaki, tek, başına buyruk canlısındır. Çark edersin. Çok hızlı düşünür, hızlı nefes alırsın. Alkol mü, sigara mı, intihar mı, yoksa yoksa ne. Bilmemektesindir. Sadece bu da bitecek dersin. Okuduğum ve biten bütün kitaplar gibi. Ve işte bunu da bileceksindir. Bitecektir.
05.06.2009

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder